Oğuz Doğan | Iğdır Üniversitesi Kültürel Diplomasi ve Diasporadan Sorumlu Rektör Danışmanı, Türk Dünyası Öğrenci Değişim Programları Koordinatörü Doç. Dr. Oğuz Doğan ile kültürel diplomasi, diaspora ve öğrenci hareketliliği üzerine konuştuk.
Kültürel diplomasi sizin için ne ifade ediyor?
Kültürel diplomasiyi bir ülkenin kendisini uzun uzun anlatması olarak görmüyorum. Asıl mesele, karşınızdaki insanın sizinle nasıl bir tecrübe yaşadığıdır. İnsanları dinlemiyor, onların hayatına temas etmiyor ve sadece kendi hikâyenizi anlatıyorsanız bunun adı diplomasi değil, tanıtımdır.
Kültürel diplomasi karşılıklılık ister. Biz kendi kültürümüzü anlatırken muhatabımızın hafızasını, hassasiyetlerini ve dünyaya bakışını da anlamak zorundayız. Çünkü insanlar kendilerine ne söylediğinizi zamanla unutabilir; fakat yanınızda nasıl hissettiklerini kolay kolay unutmazlar.
Üniversiteler bu alanın neresinde duruyor?
Tam merkezinde duruyor. Çünkü üniversite, farklı ülkelerden insanların yalnızca birkaç saatliğine değil, yıllarca aynı ortamı paylaştığı bir yer. Buradaki ilişki bir törenle başlayıp aynı gün bitmiyor.
Bir öğrenci ülkesine döndüğünde Türkiye’yi yalnızca derslerden veya tanıtım filmlerinden hatırlamaz. Kayıt sırasında nasıl karşılandığını, barınma sorunu yaşadığında kimin yanında durduğunu, hocasının kendisine zaman ayırıp ayırmadığını, bir sofraya davet edilip edilmediğini hatırlar. Kültürel diplomasinin gerçek sınavı tam olarak burada verilir.
Uluslararası öğrenciyi yalnızca istatistik olarak görürsek daha baştan yanlış yaparız. Karşımızda ailesini ve alıştığı çevreyi geride bırakarak başka bir ülkeye gelmiş genç bir insan var. Önce onun güvenini kazanmalıyız.
Türk dünyası öğrenci değişim programlarını neden önemsiyorsunuz?
Türk dünyası hakkında sık sık ortak dil, ortak tarih ve ortak kültürden söz ediyoruz. Bunların hepsi doğru; fakat ortak bir geçmişe sahip olmak, birbirimizi bugün yeterince tanıdığımız anlamına gelmiyor.
Türkiye’deki bir genç Taşkent’i, Bişkek’i veya Türkistan’ı yalnızca haritada biliyorsa; oradaki bir öğrenci de Türkiye’yi birkaç televizyon dizisinden tanıyorsa önümüzde ciddi bir mesafe var demektir. Öğrenci değişim programları bu mesafeyi azaltıyor.
Ben bu programların başarısını yalnızca gönderilen ve kabul edilen öğrenci sayısıyla ölçmüyorum. Öğrenciler birlikte araştırma yapmış mı, ortak bir proje üretmiş mi, mezun olduktan sonra iletişimlerini sürdürmüş mü? Asıl bakmamız gereken budur. Biz hareketlilik değil, kalıcı ilişki üretmek istiyoruz.
Diaspora konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Öncelikle diasporayı tek tip bir topluluk olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Almanya’da doğmuş üçüncü kuşak bir Türk gencinin yaşadığı meseleyle Balkanlar’daki bir soydaş topluluğun veya başka bir ülkede eğitim gören Türk öğrencinin şartları aynı değildir.
Diaspora mensuplarını yalnızca Türkiye’yi temsil edecek kişiler olarak görmek de eksik bir yaklaşımdır. Onlar kendi hayatları, beklentileri, sorunları ve başarıları bulunan insanlardır. Önce dinlemek gerekir. Hangi konuda desteğe ihtiyaç duyduklarını onlara sormadan masa başında program hazırlamak çoğu zaman sonuç vermiyor.
Amacımız, insanların Türkiye ile ilişkilerini canlı tutarken yaşadıkları ülkenin eşit, üretken ve itibarlı bireyleri olmalarını da desteklemektir. Sağlıklı diaspora politikası iki aidiyeti birbirine rakip hâle getirmez.
Iğdır’ın bulunduğu coğrafya bu çalışmalara nasıl bir anlam katıyor?
Iğdır’ın coğrafyası bize her gün diplomasi dersi veriyor. Burada sınır, yalnızca devletleri birbirinden ayıran bir çizgi değildir. Sınırın iki tarafında akrabalıklar, ortak ezgiler, benzer yemekler, göç hikâyeleri ve birbirine değen hatıralar vardır.
Bu nedenle Iğdır’dan kültürel diplomasi üzerine konuşmakla herhangi bir merkezden konuşmak aynı değildir. Biz burada Kafkasya’yı ve Türk dünyasını uzaktan seyretmiyoruz; o coğrafyanın gündelik hayata yansıyan etkilerini doğrudan görüyoruz.
Üniversitemizin de bu konumunu iyi değerlendirmesi gerekiyor. Öğrenci değişimi, ortak araştırmalar, dil öğretimi, yaz okulları ve kültürel miras çalışmaları yoluyla Iğdır’ı bölgesel bir akademik buluşma alanına dönüştürebiliriz.
Bir halk bilimci olarak kültürel mirasa nasıl bakıyorsunuz?
Folklor, resmî programlarda sahneye çıkarılan birkaç oyun veya sergilenen birkaç eski eşya değildir. Folklor yaşayan insandır; onun sözü, hafızası, sofrası, yas tutma biçimi, bayramı ve dünyayı anlamlandırma yoludur.
Örneğin Nevruz’u yalnızca sahnede yakılan bir ateşe indirgerseniz geriye renkli bir görüntü kalır; fakat geleneğin taşıdığı toplumsal hafıza kaybolur. Âşıklık geleneğini sadece saz çalıp şiir söylemek biçiminde sunarsanız o geleneğin tarih aktarma ve toplumsal eleştiri yönünü görünmez hâle getirirsiniz.
Kültürel diplomaside görevimiz kültürü süslemek değil, anlamını doğru aktarmaktır. İnsanlar ancak gerçek bir hikâyeyle karşılaştıklarında o kültürle ilişki kurarlar.
Dijital mecralar kültürel diplomasiyi nasıl değiştirdi?
Bugün küçük bir telefon ekranından yayımlanan samimi bir video, büyük bütçeli bir tanıtım kampanyasından daha fazla insana ulaşabiliyor. Yabancı bir öğrencinin yaşadığı şehri kendi diliyle anlatması, dışarıdan gelen bir içerik üreticisinin Türk kültürünü kendi gözlemleri üzerinden paylaşması çok etkili olabiliyor.
Fakat burada hassas bir çizgi var. İnsanlara hazır metinler verip ne söyleyeceklerini belirlediğiniz anda doğallık kayboluyor. İzleyici de bunu fark ediyor. Bizim yapmamız gereken, insanlara kültürü tanıyabilecekleri doğru ortamı sunmak ve kendi tecrübelerini kendi sesleriyle anlatmalarına imkân vermektir.
Kültürel diplomasi çalışmalarında en sık yapılan hata nedir?
Faaliyetle sonucu birbirine karıştırmak. Bir program düzenlemek, birkaç konuşma yapmak ve fotoğraf paylaşmak kolaydır. Zor olan, o programdan altı ay sonra geriye ne kaldığını takip etmektir.
Katılımcılar birbirleriyle görüşmeye devam ediyor mu? Yeni bir akademik çalışma ortaya çıkmış mı? Öğrenciler yeniden bir araya gelmiş mi? Kurumlar arasında işler durumda bir ilişki kurulmuş mu? Bu soruların cevabı yoksa kalabalık bir etkinlik düzenlemiş olabiliriz; fakat kültürel diplomasi yaptığımızı söyleyemeyiz.
Göreviniz kapsamında öncelikleriniz nelerdir?
İlk olarak üniversitemizin Türk dünyası ve diaspora alanındaki mevcut ilişkilerini düzenli bir yapıya kavuşturmak istiyorum. Hangi ülkelerle çalışıyoruz, mezunlarımız nerede yaşıyor, hangi akademisyenler ortak araştırmalar yürütüyor? Önce elimizdeki imkânı doğru görmeliyiz.
Ardından öğrenci değişimini sadece bir dönemlik seyahat olmaktan çıkaracak programlara yoğunlaşacağız. Ortak saha araştırmaları, iki danışmanlı lisansüstü çalışmalar, gençlik buluşmaları, Türkçe öğretimi, dijital kültür arşivleri ve mezun ağları üzerinde çalışmayı düşünüyoruz.
Benim için başarının ölçüsü şudur: Bir öğrenci ülkesine döndüğünde yalnızca “Türkiye’de eğitim aldım” dememeli. “Türkiye’de hâlâ görüştüğüm insanlar, birlikte yürüttüğüm çalışmalar ve kendimi sorumlu hissettiğim bir çevre var” diyebilmeli. Kültürel diplomasi, işte o cümlenin içinde karşılığını bulur.
More Stories
Göktuğ İçin Birlik Olan Yürekler, Umutlarını Gökyüzüne Bıraktı
Ayvalık’ta Salça Zamanı…
Başkan Erman Uzun: Narlıdere’mizi Konforlu Yollarla Buluşturmaya Devam Ediyoruz